Harry Potter RPG

1 numara olmak amacımız
 
AnasayfaKapıTakvimSSSÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Şifacı Alımları

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Baradiel Wacken
Admin/Sihir Tarihi Profesörü/Hufflepuff Bina Sorumlusu/ZAY
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 23/03/09
Yaş : 24

MesajKonu: Şifacı Alımları   Paz Mart 29 2009, 18:10

Şifacı Olabilmek için ;

Ad Soyad :
Nerenin Şifacısı :
Örnek Rp :


ST. Mungo
Hogwarts
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ebony Macy Epother
Hogwarts Baş Şifacısı / ZAY


Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 06/08/09

MesajKonu: Geri: Şifacı Alımları   Perş. Ağus. 06 2009, 15:43

Ad Soyad :Ebony Macy Epother
Nerenin Şifacısı :Hogwarts
Örnek Rp :Zümrüt Söğüt'ün kalın ve yaşlı köklerinin uzandığı en uzak noktalardan birinde, kökün oluşturduğu rahat kıvrıma oturmuştu. Dolunayın arada bulutların arkasına saklanmasıyla, zaten belirsiz ayrıntıları daha da silikleşiyordu. Şehvetin rengi kırmızının, şarap kırmızısı tonunda olan elbisesi ise yapraksız ağaçların dalları arasında yere ulaşan yolu bulan tutam tutam dolunayın bağışlayıcı donuk ışığında bile çarpıcıydı. Kumaş, kızın her hareketine mükemmel uyum gösterip hatlarını olağanca zarifliğiyle ortaya çıkarsa da bel kısmında desteklenmişti; leğen kemiğinin biraz altında başlayıp göğüslerinin hemen altına kadar, içindeki kanı emmeye çalışan sarmaşıklar gibi görünen siyah bir kurdele sarılmıştı. Göğüs dekoltesi yüzünden savunmasız görünen beyaz cildinin çıplaklığını boynuna sardığı aynı kurdeleyle saklamaya çalışmış gibiydi. Gerçekte ise tek amacı, vampirler için armağan edilmiş bir ziyafet görünümünde olan boynuyla onları cezbedip acizliklerini izlemekti. Onlar kendisinden korkadursunlar, onun en küçük bir çekincesi bile yoktu.

Çellosunu, elbisesinin eteklerini biraz geri çekerek bacaklarının arasına koymuştu. Yay tellere her dokunduğunda, eski yaşamlarına gömülmüş neşeli Bach'ın birinci suitinden notalar hafif melteme karışıyordu. Müzik, cenaze müzikleri haricinde bir lüks olarak görüldüğünden etrafını bir tufan gibi saran ve kulaklarını dolduran melodi Gabrielle'e büyük bir neşe veriyordu. Bu gece böyle sona ererse, mutlu uyuyabilecekti. Zaten cehennemin ortasında çello çaldığı için Harpçı Orpheus'un adına layık görülmemiş miydi? Hayır, o asıl cehennemden canlı çıkabildiği için Orpheus'tu. Başka hangi insan Edward'la bir yıl yaşayıp da insan ve canlı olarak kurtulabilirdi? Bunda Edward'ın gösterdiği iltimasın payı olsa da, gerçekten başarmıştı. Ama hayatın boyunca bir daha asla Edward'dan kurtulamayacaktı...Ve köklerinden.

Mutlu bir uyku hayaliyle kapalı duran gözlerinin üzerindeki kalemle çizilmişçesine düzgün kaşları çatıldı. Olması gerekenden daha fazla bastırdığı için boğuk çıkan bir son notayla parçayı bitirdiğinde gözleri açıktı. Kötü düşüncelerin peşlerinde kötü olayları, zincirinin bağlı olduğu çiviyi sürükleyen köpekler gibi getirdiklerine inanırdı. İçine bir kuşku düşmüştü ister istemez. Gözleriyle, yapraksız ağaçların arasında uçan domuz gibi göze batan yeşil söğüt dalını aradı.

Zümrüt Söğüt, göktaşının değişime uğratmasına sevindiği nadir yaratıklardandı. Bir nevî felaket tellalı olarak işine oldukça yarıyordu. Kilisenin arkasındaki mezarlığın bitiminde başlayan ormanın hemen kıyısında dikili, dev bir gövdesi vardı. Gövdesi devdi, kökleri ise devasa. Kasabanın bir kısmını, çarpık açılan izinsiz yollar gibi sarmıştı. Adını kazandıran özelliğiyse çoğu insanın ve bazı vampirlerinin kanını donduruyordu. Toprağı sulayan kan, ağacın besin maddesiydi. Köklerinin ulaşabildiği yerlerde akan kan su gibi emiliyordu ve o bir kaç dakika için söğütün her bir yaprağı zümrüt gibi kıpkırmızı oluyordu. Bu kadar da değildi, insanların ruhlarının bir parçalarını hapsediyor, öteki tarafa geçmelerine engel oluyordu. Güçlü her ruh için bir dal uzuyordu, kan emilimi sırasında istedikleri gibi hareket edebilen dallar, geriye kalan zavallı ruhlar ise gövdede hapsoluyordu. Gabrielle bu ruh işini pek bilen olduğunu sanmıyordu, bilenlerin ise bu civarda ölmek istemeyeceğinden emindi.

Yaprakların daha kızarmadığını görüp biraz daha zamanı olduğunun kanısına vardı. Çelloyu ve yayı yana çekip, canlılık belirtisi göstermekten alabildiğine uzak kuru köke dayadı. Ayağa kalkmadı, dizlerini zemine koyup öne eğildi. İnce parmaklarıyla yerdeki çerçöpü temizleyip bereketli kara toprağa ulaştı. Bütün avucunu nemli toprağa dayayıp gözlerini kapadı. Dudaklarının hızlı hızlı hareket ettiğini görmeyen biri kolaylıkla sonsuz uykuya daldığını söyleyebilirdi. Ama kız, birden gözlerini açtı, soluk ışıkta gözlerinin karadelikler gibi hiçlik dolu olduğu görülüyordu. Eliyle toprakta bir daire çizdi ve ve parmaklarının ikinci boğumlarını kırıp toprağı itti. Toprak, kuma dönüşerek içeri çöktü. Gabrielle hızla değerli çellosunu ve yayını içeri bıraktı. Toprağın kendisini yenilemesini izlemektense bir kaç saniye önce kırmızıya dönmüş yaprakları takip etmeye başlamıştı bile.

Saldırının gerçekleşme ihtimalinin olduğu binlerce nokta vardı, hangisinde gerçekleştiğini tahmin etmek zordu -normalde. Ama bu saldırı yakınlarda gerçekleşmiş olmalıydı. Engel olamadığı bir şekilde kanın kokusunu alıyordu. Damağında kirli kanın tadını, demirimsi tadı hissedebiliyordu, aç gözlülükle dudağını ısırdı. Hissettiği tek şey bu değildi. Küçük bir çarpıntı hissediyordu, bir çocuğun korku ve hüzünle çarpan kalbini. Vampirler eskisinden de kirli oynuyordu. Bu sırada, dallar gittikçe güç kazanmıştı. Yine de kokunun geldiği kilisenin arkasındaki mezarlığa ulaşmasını engelleyecek kadar güçlü değillerdi. Sadece sonsuz tutsaklığın verdiği azapla kıvranıyorlardı. Edepsiz bir ruhun eteğinin altına sokularak kalçalarına dolandığını hissetti. En azından boğazına dolanmaya çalışmıyorlardı, en azından savaşın kurbanları genelde masumdu. Saçlarının arasından fırlayan bir iğne, dalın girdiği yerden eteğinin altına daldı. Tam ortasından ona saplandığını tahmin edebiliyordu Gabrielle. İğne dalı geri çekti ağır ağır. Dal, kaval sesiyle oynayan bir yılan gibi havada yalpaladı. Kendini nihayet geri çekince, iğne aynı tehlikeli hızla kızın saçlarına döndü.

Gabrielle iki dakika sonra, artık hıçkırıkları da duyabiliyordu. Bu hiç kuşkusuz beş, altı yaşlarında dişi bir insan yavrusuydu. Beyaz bir giysi yığınının üstüne kapanmıştı. Gabrielle ne olduğunu tahmin edebiliyordu fakat yine de kanı tümüyle çekilmiş o genç, buruş buruş, kuru yüze bakmak için biraz daha yakına geldi.Kızcağız onun hafif adımlarını fark etmemişti. Gabrielle kızın cesetten korkmamasının sebebinin cesaret değil, yalnızlık korkusu olduğuna kanaat getirmişti. Öyle ki, çevresine kulaklarını tıkamıştı.Tanıdık gelen bir şey, duygularının, duvardan sızan bir demet gün ışığı gibi çocuğa odaklanmasına neden oldu. Elini çocuğun omzuna koydu. Önündeki kız gibi, annesi olamayacak kadar gençti; ablası olmalıydı, hala gecelik giyiyordu. Kız kızarmış yüzünü Gabrielle'e çevirdi. Bir an hıçkırıkları durdu, hipnotize olmuş gibi şişik gözlerini Gabrielle'in yüzüne dikmişti. Bu masum yüz onu ikna etmiş olacaktı ki kollarını boynuna sardı ve bütün ağırlığını ona verdi. Gabrielle bir an kızın gözyaşlarından etkilenmekle birlikte çekilmedi. Onu anlayabiliyordu. Kızı kucağına çekti.

-"Geçti."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Baradiel Wacken
Admin/Sihir Tarihi Profesörü/Hufflepuff Bina Sorumlusu/ZAY
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 23/03/09
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Şifacı Alımları   Perş. Ağus. 06 2009, 16:05

Kabul edildin. Hogwarts Baş Şifacısısın. İyi RPler

_________________
ADMİN / SİHİR TARİHİ PROFESÖRÜ / HUFFLEPUFF BİNA SORUMLUSU
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Şifacı Alımları
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Animagus & Kurtadam Alımları
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» Boleyn Ailesi Alımları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Harry Potter RPG :: Ad Bina Meslek Aile Seçimleri :: Meslek Alımları-
Buraya geçin: